Nol, kardeşinden gelen aramaya cevap verdi. Sessizce kardeşinin ne diyeceğini bekliyordu ancak kimse cevap vermiyordu. Nol daha fazla sessizliğe dayanamadı, ses etmeden önce Mel’e baktı. İkisi de ne olduğunu anlayamamıştı. O sırada Mel’in telefonu çalmayı bıraktı. Belki de yabancı bir numaraydı, kim bilebilirdi.
Nol, sesi kırılmış bir şekilde arayan kardeşine cevap verdi.
“Alo?, sesim geliyor mu?...”
Kardeşinden hâlâ bir ses gelmiyordu. Yaşanan onca şeyin ardından Nol, başlarına bir şey geldiğini düşünmeye başladı. Bir süre sonra arama kapandı. Mel, Nol’a doğru yöneldi ve telefonu elinden alarak:
_“Belki de yanlışlıkla aramıştır, tüm gün senden haber beklediler. Telefon elinde uyumuş bile olabilir. Hemen telaşlanmaya gerek yok bence...”_
Bekleme salonu çok sessizdi, ısıtıcı yüksek ayarda açıldığı için artık odadaki hava kurumuş, onun yerine boğucu, daraltıcı bir hava almıştı. Daha fazla dayanamayıp hızlıca resepsiyona doğru ilerlediler. Koridordan ilerlemeye başladılar. Bulunduğu bölgeye rağmen içerisi gayet modern duruyordu. Duvarlarda mozaik taşlardan yapılmış hayvan figürleri, büyük saksılarda duran bitkiler ve dekorlar vardı. Tek sıkıntısı içerisinin çok boş olmasıydı. Upuzun koridor boyunca kimseyi göremediler, bekleme salonu ve yanından geçtikleri kafeterya da boştu. Biraz daha ilerlediler, birkaç tane daha odayı geçtikten sonra nihayet resepsiyona ulaştılar. Nol’un gözleri uykusuzluktan seyirmeye başlamıştı. Başının sadece bir tarafı ağrıyor, o taraftaki gözü ise kendiliğinden yaşarıyordu. Nol; katlanılmaz bir baş ağrısına sebep olan bir hastalığa sahipti. Bu ağrı başladığında önce gözleri patlayacakmış gibi hisseder, sonra ise gözleri yaşarır ve istemsizce tek taraflı ağlamaya başlardı. Neredeyse tüm gününü zehir edecek kadar yorulurdu bu ağrıyla baş ederken. Mel, resepsiyoniste yaklaşmaya başladı. Masada 3 adet bilgisayar bulunuyordu ancak tek kişi vardı. Mel, resepsiyonistle konuşmadan önce cüzdanını çıkardı, ardından biraz daha yaklaşarak masanın önüne geldi.
Resepsiyonist, Mel’i fark etti.
“Hoş geldiniz, nasıl yardımcı olabilirim?”
Mel, güler bir yüzle resepsiyoniste;
_“Hoş buldum. Bir oda tutmak istiyordum. Boş odanız kaldı mı acaba?”_ diye sordu.
“Sadece çift kişilik ve 4 kişilik odalarımız müsait şu an. Sanırım siz de çiftsiniz. Güzel denk geldi.”
Mel, resepsiyonistin dediğini duyunca yüzü kızarmaya başladı. Çift değillerdi. Yakındaki tek otel burasıydı ancak burada da yer bulamadılar. Mel, Nol’un resepsiyoniste cevap vermesini bekliyordu ama o, çoktan fikirlerinin içinde yüzmeye başlamıştı. Ya çift kişilik odayı alacaklardı ya da bu geceyi dışarıda atlatacaklardı. Bir süre daha sessizlikle geçerken, Mel durumu izah etmek için Nol’a doğru yürümeye başladı. Yürürken dikkatini bir şey çekti. Sanki gelirken koridorun tam köşesinde bir vazo vardı. Şu an o vazo ortalıkta görünmüyordu. Yanlış gördüğüne inanarak yürümeye devam etti. Nol’un fark etmesi için biraz yüksek bir sesle;
_“Nol!, burada sadece çift kişilik odalar kalmış. Ne yapacağız şimdi? Başka bir yeri mi denesek, biraz uzak ama bu gidişle geceyi dışarda atlatacağız”_ diye seslendi.
Nol dalgındı. Mel’in ne dediğini duyamadı. Bir duvara kitlenmiş, bu yaşananların gerçekliğini düşünüyordu. Aynı olayları ve halüsinasyonları yaşayan yabancı bir kız ile bir sürü şey yaşamıştı. Daha birbirlerini tanımıyorlardı bile ancak aşırı samimilerdi. Bir de bu gördüğü varlıklar vardı. Bu varlıklardan birisi sürekli olarak Nol’un tanıdığı birine dönüşüp ona hayali şeyler yaşatıyordu. O varlığın henüz kendi silüetini görememişti. Sadece eski çocukluk arkadaşı, muavin, ambulans şoförü ve Mel olarak karşına çıkmıştı. Ah, bir de Tanrı vardı. Kendisi sürekli Nol’la uğraşıyor, hayatına doğrudan etki edip kaderini değiştiriyordu. Tam bunları düşünürken birden bir ürperme geldi. Bu ürpertiyle kendine gelmişti.
Mel, cevap alamayınca Nol’un kolunu sıkmış ve kendisini dürtmüştü. Nol kendine gelince kendisine bakarak;
_“Ne dediğimi duydun mu? Yer kalmamış diyorum sadece iki kişilik odalar var. Ne yapacağız hadi karar ver”_
Nol, şaşırmış bir ifadeyle Mel’e bakıyordu. Nasıl yani?, iki kişilik odada kalacak halleri yoktu ya.. Artık gece yarısıydı, bir yolunu bulup dinlenmeleri gerekiyordu. Bir de Nol’un bir takıntısı vardı. Her gece yatmadan önce duşa girer, sabah kalkınca yine girerdi. Küçükken çok fazla sanayide çalışıyordu. Sabahları vücudu hep yağ içinde kalır, akşam eve geçtiği gibi duş alırdı. Sabah kalkığında ise yola çıkmadan tekrardan duş alırdı. Daha fazla böyle duramazdı. Biraz düşündükten sonra Mel’e dönerek:
“Belki de yatakları ayrıdır, sordun mu? Ben aynı odada kalmaktan rahatsız olmam, tabii sen de olmayacaksan sorun olmaz gibi duruyor. Biliyorsun en yakın otel neredeyse 100 kilometre ötedeki merkezde kalıyor. Oraya gitsek bile vardığımızda sabah olacak. Bilmiyorum....
Mel, başka seçeneklerinin olmadığını anladı. Nol’un da dediği gibi en yakın otel merkezdeydi. Oraya gidemezlerdi. Nol’a eşyalarını uzattı ve gülümser yüzle:
- _“İyi o zaman yapacak bir şey yok. Tek gece kalacağız zaten. Centilmenlik yapmak ister misin,_ _Nol Beyefendi__. Kollarım koptu valiz taşımaktan”_
Nol gülümseyerek:
“Daha fazla yorulmayın o zaman _Mel Hanım_. Hadi gel...”
Beraber resepsiyona ilerlediler. Mel’in dikkatini yine aynı vazo çekti. Az önce orada hiçbir şey yoktu. Bir anda oraya vazo gelmişti. Yorgunluktan hayali şeyler görmeye başlıyordu artık. Hırkasının fermuarını kapatarak yürümeye devam etti. Nol, masaya yaklaştı, nazik bir tonla:
“Merhaba, iyi günler. Biz çift kişilik oda tutmak istiyoruz.”
Resepsiyonist:
- "Hoş geldiniz, tabii hemen yardımcı olayım. Odalarımız geniş ve manzaraya bakıyor. İçeride bir banyo bulunmakta ve bir yatak var. Ek olarak mini buzdolabı, televizyon, klima ve internet mevcut. Odaya yerleştiğinizde kartınızın üstündeki şifreyi kullanarak internete bağlanabilirsiniz. Ödeme ayrılırken yapabilirsiniz.”
Mel ve Nol birbirine baktılar. İçeride tek bir yatak vardı. Bu onların sadece aynı odada kalacaklarını değil, aynı yatakta da yatacaklarını gösteriyordu. Nol, resepsiyoniste doğru minik yaklaştı:
“Pardon anlayamadım, içeride tek yatak mı var dediniz? Biz yataklar ayrıdır diye düşünmüştük.”
Resepsiyonist başını sağa sola çevirerek:
- “Maalesef beyefendi, yataklarımız çift kişiliktir. Yardımcı olabileceğim başka bir konu var mı? ”
Nol ve Mel birbirlerine bakakaldılar. Nol, kafasını: “Şimdi ne yapacağız?” dermiş gibi çevirdi. Burada tek onay verebilecek kişi Mel’di sonuç olarak. Mel, çok vakit geçmeden resepsiyoniste dönüp:
- _“Yok teşekkür ederiz. Oda numaramız kaçtı acaba?”_ diye sordu.
Her şey çok ani olmasıyla beraber bir de en kötü ihtimaller yaşanıyordu. Oda numaralarını ve kartlarını aldıktan sonra odaya doğru ilerlemeye başladılar. Nol, Mel’in hiç düşünmeden cevap vermesine hâlâ şaşkındı. Belirli bir süre boyunca sessizce yürüdüler. Çok oda vardı. Otel, dışardan göründüğünden daha büyüktü. Oda numaraları 51′di. Mel; kafasını Nol’a doğru çevirdi, sonra onun eşyalarını taşıdığını görünce gülmeye başladı. Neden güldüğünü içinden sorguluyordu aynı zamanda da. Komik de değildi ki, sanki garip bir mutluluk yaşıyordu içten içe. 51. odaya yaklaştılar. Nol biraz eğilip elindeki eşyaları önce yere bıraktı, sonra ise resepsiyonistin verdiği anahtarla kapıyı açtı. Kapı açılır açılmaz elini içeriye götürüp ışığı açtı. Oda gerçekten de düzenli ve temizdi. Aynı zamanda da bayağı büyüktü. Mel’e doğru elini uzatıp ona yolu gösterdi. Mel, odaya girdi. Nol ise yerdeki valizleri alıp önce onları kilere yerleştirdi. Ardından yatağa doğru geçti. İkisi de büyük bir iç çektiler. Gün onlar için gerçekten de yorucu geçmiş, korkunç ve gergin olaylar yaşamışlardı.
Mel, kendini yatağa doğru sırt üstü bıraktı. Tüm vücudu uyuşmuştu artık, sadece tavanı izlemeye başladı. Nol ise televizyonun karşısındaki tekli koltuğa oturdu. Kafasını koltuğun üst kısmına yaslayıp biraz dinlendi. Koltuk titriyordu. Nol bir sağa, bir sola doğru kayıyordu bazen. Yorgunluktan vücudu titriyordu. Karıncalanmaya başlamıştı bacakları. İçinden kendi kendine:
“Önce gidip bir duş alayım, ardından üstümü değiştirir uyurum. Gerçekten ne bacağımı ne de kollarımı hissediyorum. Zaten beynim çalışmayı durdurdu.” diye düşündü.
Gözlerini açtı, hayır açamadı. Gözlerini açmaya çalışıyordu ancak gözleri bir türlü açılmıyordu. Ayağa da kalkamıyordu. Kulağına bir ses fısıldadı.
“Gerçekten görmek istiyor musun?, Nol.”
Nol ne olduğunu anlayamadı, kulağına fısıldayan ses kendi sesine benziyordu. Sanki kendi iç sesi onunla konuşuyordu. Sese karşılık cevap verdi.
"Görmek istediklerimi görmeyi istiyorum sadece. Uyumak istiyorum artık. Çok yoruldum.”
Ses ona cevap verdi.
“Sen de diğer insanlar gibi sadece istediğini yaşamak istiyorsun. Belki de kaderin sana getireceği hikaye daha iyi olacak. Sevdiklerinle beraber yaşamak istediğin şeyler olabilir, bunda sorun yok. Ancak bazen çok bencilce davranıyorsun, Nol. Ya sevdiğin insanların yaşamak istedikleri şeyler farklıysa. O zaman onları hayaline kattığın için bencil olmaz mısın?”
Nol iç çekerek sese sıkılmış bir tonla cevap verdi.
“Ne demek istiyorsun anlayamıyorum. İnsanları hayalime kattığım için neden bencil olayım. Bu benim dünyamda yaşanacak bir şey. Yarattığım dünyada özgür olamayacaksam, insanları hayalimde oynatamayacaksam ne önemi var bunların.”
İçindeki sesin dedikleri daha da netleşmeye başlıyordu.
“Kendi yarattığın dünyada da olsan her şeye karışamazsın. Kendi yarattığın bir dünya da bile sahte bir hayat mı yaşayacaksın. Söylesene bana Nol, yarattığın dünyadaki kişilere özgür irade verseydin ne olurdu. Onlar; seninle düşündüğün şeyleri yaşamak ister miydi?”
Nol duraksadı. Biraz düşündü. Onun hayalinde bulunan insanlar, öyle bir hayat yaşamak ister miydi? Nol’un hayalini yaşamak mı isterdi, yoksa kendilerinin yaşamak istediği başka bir hayat mı olurdu. O hayallerde Nol da bulunur muydu? Nol, gerçekte onlar için bir hayal kadar değerli miydi? Daha fazla düşünmek istemedi ve cevap verdi kulağına fısıldayan sese:
“Merak etme gizemli ses. Hayalime kattığım insanların hepsi benimle bu anları yaşamak isteyecektir. Ben hayalimdeki aşkı yaşayacağım, hayalimdeki mesleği edineceğim. Mutlu bir aile babası olacağım anladın mı?”
Kulağına fısıldayan ses biraz daha yakınlaştı.
“Hayallerine dil uzatma gibi bir hedefim yok Nol. Ben de sadece düşünüyorum. Bir insan tanıyorum. Hayalindekileri, yarattığı evrenlerde bile yaşayamayacak birini. Düşünsene hayali bir dünya yaratıyorsun. O dünyada bir yaşam kuruyorsun. O kadar ümitsizsin ki, kendi hayatını o dünyadaki birine atıyorsun ve onu izliyorsun sadece. Bazen zihnin hayal ve gerçeklikle değişiyor. Paranoya olmaya başlıyorsun. Bir şeyler görüyorsun, senin dünyana ait olamayan. Yaşadığın tüm her şeyi düşün mesela. Otobüs sahnesini. Düşünsene Nol. Neden aval aval bakınıyorsun. Niye bana sırıtıyorsun.”
Nol sırıtıyordu. Nedenini çok iyi biliyordu. Anlaşmıştı neler yaşadığını. Gülümseyerek cevap verdi.
“Çokta gizemli değilsin biliyorsun değil mi? Kim olduğunu çok iyi biliyorum, ancak onlar bilmiyorlar. Sen de ########### ###### değil mi? Bir ###### var. Beni yaratan varlığın da bir ##### var demek ki. Neden benimle iletişime geçiyorsun söyler misin? Beni neden yarattın? ”
Ses durgun bir sesle cevap verdi:
“Ben kendimi kaybettim Nol, kendimi kurtarabileceğim tek kişi sensin. Benim yaşadıklarımı yaşamayacaksın çünkü başında ne olduğu belirsiz bir ###### yok. Bundan sonra seninle ne sıklıkla görüşürüz bilmiyorum. Kimseye varlığımı anlatma olur mu? Eğer anlatırsan senden başka kişiler de yaratmak zorunda kalırım. Yalnız kalma diye yanına Mel’i yarattım. O sana yeter. Gerekirse her şeyin yaparım. Hayatına karışmak istemiyorum. Bazen tek güvenmen gereken kişiye güvenmiyorsun. Dikkatli ol Nol. Korkutucu şeyler başına geldi çünkü zihnimi susturamadım. Bazen send-, eh işte kendimden nefret ediyorum.”
Dışardan bir ses yükseliyordu.
_“Nol?, Nol? Uyansana artık, öldün mü?”_
Nol, uykudan uyandı. Çok garip bir rüya görmüştü. Yaşadıklarının etkisindeydi hâlâ. Başı çok ağrıyordu aynı zamanda da. Bir Tanrı, neden başarısız olsun. Tanrı’nın başarısızlığını telafi edecek kişi neden Nol olsun. Kafası çok karışmıştı. Duş almak için banyoya doğru ilerledi. Mel, Nol’un kendisine cevap vermeyişine anlam veremedi. Nol, banyoya ilerledi, Mel ise üstünü değiştirip yatağa uzandı....